Dünyanın en fakir ikinci ülkesi olan Nijer, yıllarca süren diktatörlük, kuraklık, sömürgecilik ve iç savaş nedeniyle çaresizliğin içerisine yuvarlanmış yoksullar ülkesidir. Yeraltı zenginliklerine rağmen Nijer halkı sefalet içerisindedir. 13 milyonluk nüfusunun % 98'den fazlası Müslüman olan Nijer'de insanlar açlıktan ölüyor. Yollarında asfalt yok ülkenin neredeyse tamamında elektrik yok ülkede içme suyu şebekesi yok ama Nijer, yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir. Uranyum, petrol, fosfat, mâden kömürü ve çinko yataklarına sâhiptir. Ülke ekonomisini ferahlatan uranyum mâdeni oldukça boldur. Fakat, bunun işletilmesi, tekniği ve endüstrisi, Batı ülkeleri, ABD ve Japonya'ya bağlı kalmaktadır. Nijer uzun süreler Fransa sömürgesi olarak kalmıştır. Şimdi ise sözde sömürgeciler gitmiş görünüyor fakat misyonerler vasıtası ile 2. Milenyum(Hristiyanlığı yayma binyılı) hayata geçirilmiştir. Açlıktan kırılan halka hristiyan olmaları karşılığında bir incil ve 100 dolar para verilmektedir. Her pazar ayinlere katılanlara ise ek paralar verilmektedir.
Sudan çok fakir bir ülke olmasına rağmen oldukça zengin Yer altı kaynakları bulunmaktadır. Ülkede sürekli bir istikrarsızlık ve çatışmalar oluşmaktadır. Darfur'da yaşanmakta olan olaylar medyada her ne kadar araplar afrikalı kabileleri öldürüyor şeklinde gösterilmeye çalışılsa da gerçek bu şekilde değildir. Çünkü Sudan'da müslüman ve hristiyan kabileler iç içe yaşamaktadır ve hiçbir sorunları bulunmamaktadır. Bir grup hem arap hem afrikalı kabilelere hemde bedevilere saldırıp öldürmekte ve evlerinden yurtlarından sürmektedir. Uzun süredir hükümet ile bazı aşiretler arasında bir sürtüşme vardır. Hükümet bu sürtüşmeyi ilk zamanlar son derece hoşgörülü ve barışçıl yollarla çözmeye çalışmış olsa da sorun çözülmemiş ve aşiretler silahlanmıştır. abd hükümeti devirip kendi çıkarlarına uygun bir hükümeti göreve getirmek için aşiretleri hem kışkırtıyor hemde silahlandırıyor. Peki bu ne için? Petrol için mi? cevap tahmin edilenin aksine petrol için değil. Bu bölgedeki petrolü abd bulmuş fakat çıkarmakla uğraşmamıştır şimdi bu petrolü çin, rusya gibi ülkelerin petrol şirketleri çıkarmaktadır. Sudan uzun süre Fransız sömürgesi olduğu için abd bölgedeki gücünü artırmak için nijerde olduğu gibi bu bölgede de yönetimi kendi çıkarlarına uygun bir adaya vermek istemektedir. Abd bu bölgede bir istikrar istememektedir bu şekilde hem daha kolay sömürge kurmuş olacak hemde ilerideki planları için zemin hazırlamış olacaktır.
İhracatını ağırlıklı olarak petrol ve ham maden ürünlerine dayandıran ülkelerin ortak özelliği geri kalmış olmalarıdır. Mevcut durum karşısında yani gelişmiş ülkelerin yeraltı kaynaklarına olan şiddetli ihtiyaç karşısında yer altı kaynaklarını bu ülkelerin ihtiyacını tatmin etmeye yönelmiş ülkelerin gelişmesi arzu edilen bir durumda değildir. Bu ülkelerin gelişmesi sanayileşmiş gelişmiş ülkelerin ihtiyaçlarının karşılanmaması tatmin edilmemesi anlamına gelecektir.
İşlemeden yer altı kaynaklarını satan ülkelerin dünyanın geri kalmış yada en fakir ülkeleri içinde yer almaları da kuşkusuz bir tesadüf değildir. Örneğin YEMEN, NİJER ,ZAMBİYA ülkeleri kişi başına düşen milli gelir bakımından dünyanın en yoksul 10 ülkesi içerisinde yer almaktadır. Yine ihracat gelirlerinin %60,8'ini elmas oluşturan dünyanın en büyük elmas ihracatçı ülkesi SİERRA LEONE (United Nations Year book of International Trade Statistics 1980. New York 1981 ) satınalma gücü paritesi açısından 414 dolarlık GSMH ile dünyanın en yoksul ülkesidir.
1980 yılından bu yana Yeni dünya Düzeninin küreselleşme, özelleştirme ve yerelleştirme baskıları altında 100'ü aşkın ülkede madencilik alanında sınırsız vergi muafiyetleri içeren, madenleri ham olarak ihracını teşvik eden, ihracatta fiyat düşürücü rekabet geliştiren, yer altı kaynakları üzerinde mülkiyet yada mülkiyete yakın ruhsat garantileri içeren hükümlerle dolu yasal düzenlemeler yapılmıştır.
Yeni dünya düzeninin (!) üç saç ayağı olan küreselleşme, Özelleştirme ve yerelleştirme; 1980 yılını takiben liberal uygulamaları benimsemiş ve gelişmiş dünyanın dışında kalan ülkeler tarafından titizlikle takip edilen uygulamalar oldu. Hipnoza uğramış ülke yöneticileri ülkelerinde bir taraftan dünyanın değiştiğini uluslarına anlatırken diğer taraftan Devletin kötü olduğunu, Devletin işletmecilik yapmasının kaynakların israf edilmesi anlamına geldiğini söylüyorlardı. Buna bağlı olarak Devlete ait işletmeler; Yeni Dünya Düzenini empoze eden kurumlarla yakın ilişkili ve geçmişleri piyasa işleyişini bozduklarından dolayı onlarca soruşturmalarla dolu kartelci emperyal şirketlerce hazırlanmış özelleştirme planları çerçevesinde haraç mezat satılmaya başlandılar.
Aynı oyunlar Türkiye üzerindede oynanmakta ve demir çelik işletmeleri, tpao, eti bank gibi asla özelleştirilmemesi gereken kurumlarımız bir bir özelleştirmeye kurban verilmektedir. Halk olarak artık uyanmalı bu emperyalistlere ve başımızdaki yandaşlarına bir dur demeliyiz.
25 Aralık 2006
Görüntülemeler: 1565
Yorumlar (1)
Yorum yapın
Please keep the topic of messages relevant to the subject of the article.
Personal verbal attacks will be deleted.
Please don't use comments to plug your web site. Such material will be removed.
Just ensure to *Refresh* your browser for a new security code to be displayed prior to clicking on the 'Send' button.
Keep in mind that the above process only applies if you simply entered the wrong security code.